17 Ağustos 2013 Cumartesi

17 Ağustos Ne Demek Abi?


Kuzenimin bana sorduğu soru. 17 Ağustos ne demek abi? Deprem oldu o gün abicim diye geçiştirdim ama olan deprem değildi.

17 Ağustos 1999...

Çocukluk arkadaşlarını kaybeden bir çocuk olduğum gün. Yine kas katı kesilip, bir damla ağlayamadığım, komşumuz Bahri amcanın, Bahri Amcanın oğlu Abdullah ağabeyin, akrabalarımın, köpeğim Sarı'nın, ineklerimizin, cansız bedenlerini aynı harmana koyduğumuz gecenin sabahı...

Yutkunmayı öğrendiğim gün.

Abdullah ağabeyin gözlerindeki beyaz tozları ellerimle temizlediğim, köpeği sarının cansız bedenine sarıldığım gün 17 Ağustos...

Deprem oluyor dediklerinde; "o ne?" diye sormaya fırsat kalmadan üzerime düşen ahşap sandık demek benim için 17 Ağustos. Sağlam ev, dayanıksız ahır demek benim için. Köydeki tek gelir kaynağımız ineklerimizin nasıl da dümdüz olduğuna şahit olmak demek o yaşta...

Travma demek 17 Ağustos...

Etrafı kirpi sarması demek mesela. Çok iyi hatırlıyorum, her yer kirpi dolmuştu. Bütün kirpiler, sanki tüm köyün bizim harmanda toplandığını bile bile geliyordu harmana. Kirpi sürüsü demek benim için 17 Ağustos...

Çok şey demek de, en çok da köpeğim sarının kırılmış boynu demek. Bir daha koşamamak onunla demek. Birlikte inek güttüğümüz arkadaşlarımın kaybı demek.

Keskin koku demek benim için 17 Ağustos...

Şehir merkezine yardım etmek için erzak götürdüğümüzde, arabanın camlarını açamamak demek. Burnundan gitmeyen koku demek. Yol kenarlarındaki cansız bedenleri ezmemek için, üzerlerine basmadan yürümek için olağan üstü çaba göstermek demek.

Fakirlik demek. Trilyoner akrabalarımızın hüngür hüngür ağlayışına şahit olmak, hiç tanımadığımız kişilere yardım için kamyonetle götürdüğümüz erzak ve giysilerin sadece 2 dakika tükenmesi demek.

Unutamamak demek. Geceleri uykuya dalmak üzereyken halen daha defalarca "deprem oluyor" diye uyanmak demek.

Unutamamak demek. Çocukluğumuzun geçtiği ırmağın 1 günde yön değiştirip kuruması demek.

Çok şey demek.

Üzgünüm ben.

13 Ağustos 2013 Salı

Nick Hornby Sana Tercüman Oluyor


"Erkeklik, her nasılsa dişilikten daha az soyut, daha kesin bir anlam kazanmış durumdadır. Birçok insan dişiliği bir kişilik özelliği olarak kabul eder; oysa birçok kadın ve erkeğe göre erkeklik, erkeklerin ister kabul, isterse de reddedeceği bir ortak kanılar toplamıdır. Futbol seyretmeyi seviyor musun? O hâlde soul müziği, birayı, insanları yumruklamayı, kadınların göğüslerini avuçlamayı ve parayı da seviyorsunuz demektir. Rugby veya kriket izleyicisi misiniz? O hâlde Dire Straits'i veya Mozart'ı, şarabı, kadınların popolarına çimdik atmayı ve parayı seviyorsunuz demektir. Bu iki kategoriden hiçbirine girmiyor musunuz? Maço, yok almayayım? Bu durumda sizin, yalnızca insanlara yiyecek gibi bakan koca heriflerin Luther Vandross dinlediğini sanan, Michelle Pfeiffer'ın çekiciliğinden bihaber olan pasifist bir vejetaryen olma ihtimaliniz yüksektir.

Bizim de seçme yeteneğine sahip olduğumuzu unutuveriyor insan. Kuramsal olarak, hem futbolu, hem soul müziği, hem de birayı sevmek, fakat öte yandan, örneğin göğüs avuçlamaktan ve popo çimdiklemekten tiksinmek (veya tam tersi) mümkündür. Bir insan hem Muriel Spark'a, hem de Bryan Robson'a tapabilir. İlginçtir ki erkekler aynı anda farklı zevklere sahip olmanın avantajlarının daha çok farkında görünüyor: Feminist bir iş arkadaşım Arsenal'i seyretmeye gittiğime inanamadı; bu inanmazlığın kökeninde, kendisiyle bir keresinde feminist bir roman üzerine konuşmuş olmamız yatıyordu. Nasıl olur da hem o kitabı okur, hem deHighbury'ye giderdim? Mürekkep yalamış bir kadına futbolu sevdiğinizi söyleyin, hemen kadınlar gözündeki erkek sınıflandırmasına giriverirsiniz."

Nick HORNBY

Ruh Var



Ruh dediğiniz şey gerçek. Bedeni terk ettiği sırada gitmemek için tutunmaya çalışırmış diye okumuştum bir yerde.

"Gitmek istemiyorum, gitmek istemiyorum" diye bağırırmış içten içe.
"Git" dermiş sadece beden. Öyle dermiş diye okumuştum geçenlerde bir yerlerde. Her şeyin yer aldığı saçma kitaplardan birisindeydi.

Ruhun varlığı ve Deism ile alakalı bir makale vs okumadım yerli ya da yabancı kaynaklardan ama bunun hakkında uzun uzun yazabileceğim motivasyonu kazanabilmek isterdim.

Neyse siktir et. Kulaklığın varsa şunu dinle ve izle.



Bu Zamanların Müziği



Dinlemeye doyamadım. Hayatınızdaki Ayşelere, Ahmetlere, Fatmalara, Mehmetlere... Sevdiğiniz/Sevgilinizin yoldaş olduğu zamanlar hayal edin.

12 Ağustos 2013 Pazartesi

5 Ağustos 2013 Pazartesi

Bir Felsefe Aracı Olarak Samsun 216



Samsun 216...

Benim için bir felsefesi olan, tadına vardığım ve zor vazgeçtiğim tütünümsü madde. Evet evet. Bir Felsefe aracıdır Samsun 216.

Köylü yıllarımda içerdim bu sigarayı. Köydeyken, içtiğim ilk sigaram, Maltepe idi, ama Maltepe, zamanla yok olan bir popülerlik abidesidir. O konuya girmeyelim. Küçüksün, hayatı sorgulama yaşın bile gelmemiş, mal gibi yaşıyorsun. Sabah inekleri ahırdan alıyorsun, akşama kadar güdüyorsun, akşam gelip yatıyorsun.

Bir gün, Dedemin Maltepe paketlerinden birisini çalamadığım sabahların birisinde, uzaktaki bir komşumuzun oğlu olan Abdullah ile karşılaştık ahıra giderken;

- "Abi sigaram yok, çalamadım paketi" 

Hemen hırkasının cebindeki, büzüşmüş Samsun 216 paketini çıkarttı ve uzattı bana.

Nereden bileyim, her nefeste hayata sövdürecek! Nereden bileyim, Samsun 216 öncesi ve Samsun 216 sonrası diye ayıracağım hayatımın 2 gün öncesine dek olan kısmı. Nereden bileyim, Samsun 216 ile yaşanan tüm duyguların daha yoğun yaşandığını?

O gün, çayırda yürürken yaktım bir tane. İlk başta anlamadım ne olduğunu, aldığım ilk nefesi hatırlıyorum halen, boğazıma yapışmış bir işkenceci var sanki. Boğuyor beni...

- "Sikeyim ben bu hayatı" demiştim. 

Türküler çığırırdık, korkular yaşardık, köyün kızlarının götlerine bakardık. Maltepe içerken yaşadığımız korku da, türkülerden aldığımız tatlar da, kızların götüne bakarken yaşadığımız saçma his de boşmuş.

Samsun 216 içerken, her şeye farklı bakıyorsun. Samsun 216, bir Felsefe aracıdır abi. Samsun 216 içerken korktuğunda başka bir his kaplar için, Samsun 216 içerken başka bakarsın Evrene. 

Samsun 216 içerken, her şeye farklı bakıyorsun. Samsun 216 bir sorgulama aracıdır abi. Samsun 216 içerken "sikeyim böyle hayatı" diyebilmek daha hoştur. Samsun 216 içerken başka bakarsın Evrene.



Bu Araların Müziği: Goran Bregovic - Ederlezi





Muhtemelen hepinizin babasıyla bir anısı vardır. Unutamadığı yani.

Belki babanızı görmediğiniz zamanlar olmuştur. Ya da sürekli birliktesinizdir. Belki hiç iyi değildir aranız, belki de yüzünü hatırlamıyorsunuz. Ama herkesin en az bir anısı olur. Unutamadığı bir anısı.
Belki göçmüştür babanız başka diyarlara, belki de halen sağlıklıdır. Benim fazla yok sanırım ama hatırlarsam yazarım size de.

Bregovic de size bunları canlandırmanız için bir şeyler karalamış, sonra bir orkestra ve şirin mi şirin bir sesle süslemiş. Yarime de söylemesi için rica edeceğim.

Babalarınıza içelim. Anılarınıza.