7 Ekim 2013 Pazartesi

Yolda Dinlemelik Bir Şey Paylaşıyorum


Yolculuklara bayılırım. Müzik dinleyebildiğim ve yolculuğun benim kontrolümde olduğu yolculukları ise daha çok severim. Özene bezene playlist oluştururum falan. Şimdi tam sırası bunu yapmanın. Yukarıdaki cover, benim favorilerimden. Dilerseniz orijinal müziği de dinleyebilirsiniz. Aşağıda onu da vereyim, ararken yorulmayın. Ama coverlar her zaman daha iyi olur. Unutmayın.


24 Eylül 2013 Salı

Haftaya Rakılık Müzik


Ah be kardeşim, sene bilmem kaç. Tekirdağ'da bir akşam üstü dinlemiştim bu parçayı. Son akşamım orada. Kampım var, bir de 74 model turuncu minibüsüm.

Ufkun kızıl ateşi diye hafif hafif vurdukça arkadan, olmadık şeyler düşer aklına. Karşında kim var? Kim yok? hiç umurunda olmaz.

Rakı mı yapar böyle? yoksa İnce Saz mı yapar? yoksa Denizde Akşam mı?

Koy götüne kardeşim, tokuşturmana bak kadehini. Ah ulan ne çok çekti canım o saf beyaz kahpe içkiyi.




31 Ağustos 2013 Cumartesi

Durduk Yere Müzik: Tsira


En son Karadeniz'de bulunduğum dönemlerde Gümüşhane civarında bulunmuştum. 3 arkadaş ormanda birkaç gün konaklamış, o kadar yükseğe sırtında 50 kilo yük olmasına rağmen getirdikleri enstrümanları ile de akşamlarımızı akşam etmiştik.

Kendimize bardak oymuş, "nasıl koyacağız bu hayatları düzene be kardeşim?" diye diye tokuşturmuş, bir çözüm bulamayınca da; "olsun" demiş, birer sigara sarmıştık.

Sonra biraz biraz kafası çakır olunca arkadaşımın, sevgilisinden bir öpücük alır, gitarına sarılırdı. Kıskanırdım.

Belki çok şey söyler, çok şey bağırırdı Ormanı yaran sesiyle de duyamazdık. Neler söyler, nelerle yakardı doğanın orta yerinde içimizi bilemeyiz de, bir Tsira söylerdi aklınız dururdu. Sevgilisiyle birlikte bir başlarlardı bu parçayı söylemeye, sevişe sevişe bitirirlerdi de doyamazlar, defalarca defalarca söylerlerdi.

Sonra gittiler bunlar çok uzaklara. Gönüllü olacaklarmış birkaç projede. Eyvallah dedim uğurlarken, çakısı halen bende durur en deli olanının. Hiç gelmeyecekler sanırım artık.

Beni bekler oralar. Bağırır hatta gel gel diye de gidemem. Ben zaten beklerim bir başka hayal.


Artvin, Trabzon, Gümüşhane ve Samsun'da geçirilen birkaç haftanın ve Kazım Koyuncu anısına paylaşayım;


20 Ağustos 2013 Salı

Gecelik Müzik: Karmate - Nayino


Sabah 6'da kalkar, akşama kadar hiç durmadan çalışırım. Çalışmak mı isterim? Mecbur muyum? Bilmiyorum. Ama, bildiğim tek şey var ki o da gün içinde dinlediğim, Moriarty, Miles Davis, Frank Zappa, Amon Tobin gibi isimlerin verdiği o eşsiz müzik keyfi bir noktadan sonra pek de tasvip etmediğim bir yöne doğru kaymak istiyor.

Dün, rakı içerken duyduğum bir parça var. Rakı içmemiştim uzun süredir. Oturduğum yerde yutkunmamı sağlayan bir parça. Anam, Babam, Abim, sağ kolum, sol kolum, zayıf suratım önemsiz oldu. Derinlerde sakladığımı düşündüğüm her şeyi ortaya çıkarttı. Çok abarttığımı düşünüyorsunuz biliyorum.

Ne bileyim. Ben pek böyle olmazdım. Dinlediğim bir parçanın ağzıma defalarca sıçacağını, adını bilmediğim meyhanenin, adını bilmediğim sahibine; "abi bir daha çal" diyeceğimi, kirli olduğu her halinden belli rakı kadehini hiç tiksinmeden düşünmeden dolduracağımı, aramamak, mesaj atmamak, "ulan şerefsiz sevgi var. Hem de kocaman" dememek için zor tutacağımı bilmezdim.

Bir beklentim yok. Bir umut beslemiyorum. Benlik bir durum kalmamış, ham gelmişiz, pişirildik.

Belki de kıskandım parçada anlatıldığını düşündüğüm hikayedeki kişileri.

Aştığımı, aşmaya başladığımı düşünürken oldu tüm bu olanlar. Var olsun.



19 Ağustos 2013 Pazartesi

Bugüne Müzik: Frank Zappa - Joe's Garage



Kendinizi Anadolu'nun derinliklerinde hayal edin şimdi. Gözlerinizi kapatmayın ama sakın. Okuyamazsınız yazdıklarımı.

Krem rengi, 1968 model Volkswagen ile yollarda ilerlediğinizi hayal edin. Sağınızda ıssız ekin, solunuzda ıssız yeşillik. Yollar düzgün ama. Deprem vergileriyle yapılmış olan yollardan. Hava sıcak, çok sıcak. Şapkanız, siz, şortunuz ve yanı başınızda yan koltukta sevdiğiniz hanım.

Bütün alımıyla duruyor yanınızda, zaman zaman belki öpücük konduruyor, belki sıkılgan tavırlarla ofluyor, pufluyor. Sıcaktan dem vuruyor belki, ya da kafasını camdan çıkartıp hızın getirdiği serinliğin tadını çıkartıyor. Seviyorsunuz ona her baktığınızda yeniden. Çalarken Frank Zappa teypten.

Hayal edemediniz değil mi?

Olsun.


18 Ağustos 2013 Pazar

The Monkees - As We Go Along


İnsan bazen ne istediğine bir türlü karar veremez hale geliyor. Bizden sürekli olarak geleceğimize yön vermemiz isteniyor. Biraz rahat bıraksalar. Nasıl olurdu?

İleride hangi mesleği yapmak istediğine emin olmasaydı mesela kimse. Zamanı gelince yapsaydı o seçimi, 4. sınıftan itibaren ileride alacağın puanı etkileyecek ve dolayısıyla mesleğini etkileyecek bir sistemde olmasaydın. Sözleşmeler imzalamasaydın mesela bir işe başladığında. 

Bilmem. Bence iyi olurdu.

Haydi dinleyelim. Aslında tek amacım müzik paylaşmaktı. 



Okuyordunuz

Futbol taraftarlarının kimlik yitimi hakkında ahkam kesmeye kalkanlar, bu kimlik yitiminin paradoksal bir biçimde insanı zenginleştiren bir şey olduğu gerçeğiyle yüzleşmeliler. Kim her zaman olduğu kişi olarak kalmak ister ki? Örneğin ben kendim, kırk yılın başında, dört göz bir banliyö ineği olmaktan kurtulmak istemiştim; Derby’deki Norwich’teki ve Southampton’daki esnafı korkutabilme fikrini sevmiştim (sahiden korkuyorlardı, bunu yüzlerinden okuyordunuz).

Fever Pitch - Nick Hornby